SEYH EDEBALI VE AHILIK KÜLTÜRÜ

Tarihte, uzun ömürlü devletlerin basinda gelen Osmanli’nin¸ göstermis oldugu bu basarinin altinda yatan sirlari¸ ilmî ve tarihî gerçeklige uygunluk içerisinde anlamak için¸ Osmanli’nin temellerinin saglam atilmasinda etkili olan manevî dinamiklerin ve özellikle de “tasavvufî faktörlerin” dikkatli bir biçimde incelenmesi gerekmektedir.
Osmanli Devleti’nin manevi kurucusu ve Osman Gazi’nin yetismesi¸ manevî kemâle ermesinde en fazla hissedar olanlarin basinda¸ birçok vakfi¸ mali ve müridi olan Seyh Edebali geliyordu. Mezari bugün Kirsehir’de olan Asik Pasazâde¸ Edebali ile Osman Gazi arasindaki iliski hakkinda su bilgiyi aktarir: “Osman Gazi niyaz etti ve bir an agladi. Uyku galip oldu¸ yatti uyudu. Gördü ki bir aziz Seyh vardi; hayli kerameti görünür olmustu ve hepsi halkin itibar ettigi idi. Dünyasi¸ nimeti ve davasi çoktu. Isik sahibi ve âlimdi. Her zaman misafirhanesi bos olmazdi. Osman ki¸ bu dervise konuk olurdu.”     

Henüz 23 yasinda beyligi babasindan devraldiginda Osman Gazi’nin etrafinda¸ Bizans’a karsi “gaza ülküsünü” bayraklastirdigindan ötürü adeta bir miknatis gibi sayisiz ulema¸ seyh¸ “delismen tabiatli” dervis¸ alperen¸ abdal toplanmis; Anadolu’nun farkli köselerinden kosup onun “i’lâ-yi kelimetullah davasi” ugrunda çarpismaya koyulmuslardi. Çevresi¸ Haci Bektas-i Velî¸ Ahi Evran¸ Seyh Edebali¸ Seyh Mahmud¸ Ahi Semsüddin¸ Dursun Fakih¸ Kasim Karahisarî¸ Seyh Muhlis Karamanî¸ Âsik Pasa ve Elvan Çelebi gibi iman¸ ilim ve irfan ehli kisilerle¸ evliyadan sahsiyetlerle dolup tasmisti. Bu yüzden Osman Gazi’ye¸ gaza düsüncesine olan hizmet ve gayretlerinden dolayi “Fahrü’d-din” (Dinin övüncü) unvani layik görülmüs¸ “gazilik kilici” da bizzat Seyh Edebali tarafindan kusandirilmisti.

Temeli; cömertlik¸ mertlik¸ cesaret¸ kahramanlik¸ alçak gönüllülük¸ yumusaklik¸ ilim¸ sefkat¸ hosgörü¸ sevgi¸ insanlik ve fedakârlik gibi faziletleri bünyesinde toplayan “fütüvvet ruhu”nun Anadolu’ya gelen temsilcileri olan Ahileri karsilarinda gören Bizans ahalisi ve tekfurlarin (valiler)¸ onlara kisa müddet içinde gönülden teslim olmaktan baska çareleri kalmamisti. Burada¸ “Ahilerin”¸ Osman Gazi ve davasina verdikleri maddî ve manevî yardimin altini bilhassa çizmek lazim. Ahiler¸ Osman Gazi’nin¸ Edebali’nin kizini almis olmasinin da etkisiyle tüm askerî¸ siyasî¸ idarî ve sosyal birikim¸ tecrübe ve dinamizmlerini Osmanli’nin kurulus ve gelismesi ugrunda sarf etmislerdir. Osman ve Orhan Gazi etrafinda kümelenen¸ savasta ve barista hazir kuvvet olarak devlet hizmetinde bulunan bütün Ahi mensuplari¸ pek çok fetihte daima ön saflarda yer almis¸ fedakârca çarpismislardir.

Dogrudan bir devlet denetimi olmayan Ahi örgütleri, hem ekonomik hem de sosyal bir kurumdur. Ahiligin Türklesme ve Islamlasmada, toplum ahlaki ve dayanisma duygusunun gelismesinde, hosgörü ve kardeslik kültürünün olusmasinda, toplumsal hukuk düzeninin kurulmasinda, üretimin denetlenmesinde, ticaret ve tarimin koordinasyonunda, sendikal faaliyetler üzerinde ve siyasal örgütlenmenin olusumunda büyük etkisi ve önemi vardir. XVIII. yüzyila kadar yari tarikat durumundaki Ahi birlikleri daha sonralari dini karakterini birakarak, dogrudan dogruya iktisadi bir organizasyon olmaya yüz tutmakla beraber usta-çirak iliskileri aynen kalmistir. Ahi kelimesi sözlük, terim ve örgütsel yapi olarak degisik anlamlar içermektedir. Bu kelime Arapçadir ve sözlük anlami “kardesim” demektir.

Orta Asya diyalektinde kullanilan “aki” sözcügü de yine kardesim anlamina gelmektedir. Genis anlamiyla ahi kelimesi eli açik, cömert, yigit karsiligi olarak kullanilmistir. “Aki” kelimesinin degisime ugramasiyla dile “ahi” seklinde yerlesmis oldugunu kabul etmek hiç de yanlis degildir.

Terim olarak ahilik, belli bir devredeki esnaf ve sanatkâr birliklerini ifade eder. Ilerleyen dönemlerde ahilik, yerini belli esnaf gediklerine ve loncalara birakmissa da bu isimler altindaki tesekküllerin özü, yine ahilikte toplanmaktadir. Anadolu’da ahiligin sekillenmesi ve köylere dek örgütlenmesi, politik ve sosyo-ekonomik bir zorunlulugun ürünüdür. Örgüt yapisi ise XIII. yüzyilin ilk yarisindan baslayarak XX. Yüzyilin baslarina kadar Anadolu sehir, kasaba ve hatta köylerindeki esnaf ve sanatkâr kuruluslarinda görülür. Amaç olarak eleman yetistirmeyi, eleman yetistirme sisteminin isleyisini ve kontrolünü düzenlemeyi benimsedigi söylenebilir. Ahiligin, kurum olarak en belirgin özellikleri, konukseverlik, yardimseverlik, bir sanat yada meslek sahibi olmak, üyelerini gündüz tezgah ve atölyelerde, isbasinda, geceleri ahi zaviyelerinde sosyal ve ahlaki yönden egitmek ve bilinçlendirmektir.

Asya’dan Anadolu’ya gelen çok sayidaki esnaf ve sanatkârlara is bulmak, Bizans sanatkarlariyla rekabet edebilmek, yaptiklari mallarin kalitesini korumak, üretimi ihtiyaca göre düzenlemek, sanatkarlarda sanat ahlakini yerlestirmek, Türk halkini ekonomik yönden bagimsiz hale getirmek, ihtiyaç sahibi olanlara her alanda yardim etmek, sanatta, dilde, edebiyatta, müzikte, gelenek ve görenekleriyle milli heyecani yasatmak gerekiyordu. Bütün bu ihtiyaçlar, dini-ahlaki kurallari fütüvvet namelerde bulunan bir esnaf ve sanatkâr dayanisma ve kontrol kurulusunun yani ahiligin kurulmasina sebebiyet vermistir Anadolu’da Kirsehir’de yerlesen Haci Bektas (1210–1270), göçebe Türk topluluklar arasina girip, onlarin ulusal duygularini kamçilayarak Türk dilinin, folklorunun, edebiyatinin ve kültürünün Bizans ve Iran etkileri altinda bozulmasini ve eriyip gitmesini önlemistir.

Ayni çaglarda Kirsehir’de yerlesmis bulunan bir düsünür ve ekonomist olan Nasruddin Ahi Mahmut Evran (ö.1280), toplumun sosyo-ekonomik düzeni ile ilgilenmistir. Bu is Horasan, Harezm ve Türkistan bölgelerinden gelen Türk esnaf ve sanatkârlarini, ahlak ve sanat bilesimi olan “Ahi Kurulusu” içinde örgütlendirilmesidir. Anadolu’da XIII. yy.da görülmeye baslayan Ahilik, Selçuklu Devleti’nin yikilmasindan sonra Anadolu’daki birligin saglanmasinda ve Osmanli Devletinin kurulmasinda büyük rol oynamistir. Ahiler, esnaf, tüccar ve diger sahalardaki meslek gruplarinin örgütlenmesini saglamis, böylece yerlesim merkezlerinde sosyal ve ekonomik düzenin kurulmasi yaninda, kültüründe gelismesini gerçeklestirmistir. Görülüyor ki, Ahilik devleti çöküntü ve yikim zamanlarinda içten koruyan, kollayan ikinci bir gizli güçtür.

Osmanli Devletinin temelleri atilirken Osmanli Beyligi, ahilikten ve ahi reislerinin nüfuzlarindan yaralanmisti: Osman Gazi’nin kayin pederi olan Seyh Edebali o sirada Ahilerin ileri gelenlerindendi. XV. yüzyilin ilk yarisina kadar, Osmanli Devletinde ahiler siyasal bakimdan etkin kisiler olarak görülür. Osmanli Devletinin güçlenmesiyle, ahilik kurumu, dervislik kurumuna, Bektasi tarikatina ve Osmanli Lonca Örgütü’ne siginmistir. Osmanlilar loncalari siki devlet denetimine almislar fakat loncalarda ahi gelenegi, hayirsever esnaf kurullari halinde yasamaya devam etmistir.
Osmanli Devleti’nin saglam temellere oturmasinda en önemli etkisi olanlarin basinda gelen Seyh Edebali, medfun oldugu Bilecik’te her yil anilmakta, ayrica Ahilik Haftasi etkinlikleri kapsaminda Ahilik kültürünün Anadolu’nun Türklesmesinde ve Islamlasmasinda ne kadar etkili oldugu da anlatilmaktadir.   

Eseri Paşlayın
  • gplus
  • pinterest

Yazar / Şair Hakkında

Esere yazılmış yorumlar

  1. Eda
    08 Nisan 2010, Perşembe

    evet bu yaz kirsehirdeydim. ahilik külliyesini gittim gördüm.sayenizde genis bilgiye sahip oldum.tsk.

Esere Yorum Ekleyin