Dil ve düsünce baglantisi bilim adamlarini ve düsünürleri geçmisten günümüze kadar mesgul etmis çetrefil bir soru olarak hala güncelligini koruyor. Bu baglamda dilin mi düsünceden dogdugu yoksa düsüncenin mi dilden neset ettigi tartismasi bir yana, ana dilin insan kimligi ve kisiligi üzerindeki açiklayici ve tanimlayici rolü, dil-insan, dil-kültür ve dil-toplum açiliminda millet kimliginin kurucusu ve tasiyicisi olarak önemli bir yere sahiptir.
           Her milletin dili ve kimligi üzerinde yapabilecegi kisa bir sorgulamayi biz kendi dilimiz kapsaminda yapmak istiyoruz. ‘’Nedir Türkçe?’’ diye sorulabilecek bir soruyu biz en kisa sekilde Türkçe Türk milletidir diye cevaplayabiliriz. Bu dil ki yeryüzünde onu konusmaya baslayan bir grup insanin akli ve gönlünde sekillenmeye baslayarak bir yandan kendini kurmus diger taraftan ona gönül verenlerin maddi ve manevi dünyasini zenginlestirerek milletini dünya milletleri arasinda kendi tarihi ile özel bir yere getirmistir. Yani bizi biz yapan ya da maddi ve manevi sinirlarimizi belirleyen her türlü ayricalik öncelikle dil ve düsünce dünyanizin kendine özgü sartlari içinde belirmekte sonra da gerçek dünyadaki somut yerini bulmaktadir. Bu yer sanattir, edebiyattir, müziktir, mimaridir kisacasi halkin kendini ifade ettigi her türlü kültürel faaliyettir. Yahya Kemal’de siir, Mimar Sinan’da Süleymaniye, Dede Efendi’de ney, Asik Veysel’de türkü, Zeki Müren’de sarkidir. Her asrin sosyal ve siyasi sartlari içinde halkin dilinden titizlikle süzülerek madde ve mana aleminde kültürel bir degere dönen bu isimleri ve eserleri çogaltmak mümkündür. Iste bütün bunlari Türkçe’den, Türkçe’yi bu degerlerden ayri düsünemeyiz.
            Millet olarak içinde bulundugumuz hiçbir durumun baska bir dünyada sekillenerek bizim dünyamizda ete kemige büründügünü düsünemeyiz. Her türlü sosyal olusum kendi dil ve düsünce dünyamizdan süzülen bilgilerle anlamlandirilir ve kimligimize eklenir. Kültürlerin birbirini etkileyici ve kusatici tavri ortadadir ama bu noktada karsi kültürün kusatmaci tavrindan çok kendini savunma refleksi içinde olan kültürün mücadelesi üzerinde düsünmek daha anlamli ve gerekli olacaktir. Çünkü daha renkli bir dünya adina en küçüklerinden en büyüklerine kadar her kültür ve degerin yasamasi ve kendini ifade etmesi hakkini güzel ve anlamli buluyoruz ve onlarin bu yolda basarili olmasini istiyoruz. Çözüm o ki her kültür öncelikle kendi içine tutarli ve kendini yasatacak güçte olsun. Iste bu noktada diline hakim, onu kullanmakta etkin milletler sosyal degisimleri yönetme ve onu milletin kazanç hanesine yazma yolunda büyük bir güce sahiptirler.
             Bizim, millet olarak böyle etkin bir güçten ne kadar faydalanabildigimiz ciddi bir tartisma konusudur. Faydalanmak bir yana, Türkçe ki Yahya Kemal Beyatli’nin ‘’Agzimda annemin sütü’’ diye tanimladigi tadin ve millet hafizasindaki yerin neresindedir bilinmez. Bizim penceremizden görünen, bu millet, hava kirliligi, çevre kirliligi ve gürültü kirliligi kadar dünyanin genel sorunlarinin yaninda bir de dil kirliligine maruz kalmistir ve sikintilarimizin sebebi de budur. Simdi burada her zaman her yerde söylendigi gibi baska dillerin dilimiz üzerindeki kirletici baskisindan konusmayacagiz. O dillerin bundan haberi yok zaten. Ortada bir gerçek var, bizim kendi dilimizle dolduramadigimiz bosluklari son derece dogal yollardan baska diller dolduruyor. Hepsi bu iste...Tabiat bosluk kabul etmez çünkü. Fizigin tabiat kanunlari için öngördügü bu yasa, insan düsüncesi ve onun kurallari için de geçerli.
            O halde bu bosluklar nasil doldurulmali?
            Kendi dilimizle yogrulmus bir edebiyat, musiki, tarih, mimari ve bunun gibi kültürel degerlerin en iyi sekilde ögretilmesi anlayisiyla doldurulmali. Bütün bunlarin ortaya konulmasi, toplum vicdaninda paylasilmasi, yasamasi ve yasatilmasinda temel gücün dil oldugu bilinciyle doldurulmali. En önemlisi de bu anlayisin her zaman canli kalmasi ve kendini her an yenileyebilmesine imkan saglayacak uygulamalarla bir millet davasi haline gelmesi imkan dahilinde olmali.
            Iste o imkan veya imkanlar vardir ve bunun da yollari besikten mezara kadar süren hakiki bir egitimden geçer.
            Dil ve kültür konusunda hakkiyla yetisecek bir neslin bu ülkenin gelecegi ve kurtulusu olacagina inaniyoruz. Bu anlayisla yetisecek o neslin yine kendileri gibi nesil veya nesiller yetistirecegi ortadadir çünkü tarihimizde bunun izleri mevcuttur. Edebiyat ve müzik egitimindeki hoca-talebe iliskisi, Halk Edebiyati’ndaki usta-çirak iliskisi veya toplumdaki nesiller arasi kusak iliskisi bunun örnekleriyle doludur. Oysa simdiki kusaklar arasindaki uçurum hiç olmadigi kadar derin ve asilmaz görünmektedir. Bu iki yakanin birbirine kavusmasini saglayacak tek köprünün de dil oldugu bilinen bir gerçektir.
             Bu gerçegin uzaginda kayip ve davasiz nesiller yetisiyor okullarimizda. Ögrencilerimizin dil ve kültürleri ile hiçbir baglantilari yoktur. Kullandiklari dil ve o dille kendilerini ve kültürlerini ifade edis biçimleri farkli kültürlerdeki ögrencilere ezberletilerek söyletilen ifade sekilleri kadar musikisiz, dil zevkinden mahrum, akil yoluyla bir millete ait olma düsüncesinden uzaktir. Tek bildikleri ve anladiklari sey Türkiye’de dogmus olduklarindan dolayi Türk olmaktir. Dilleri ve düsünceleri ufuksuzdur. Sadece kisitli kelimelerle konusmuyorlar, bildikleri kelimeleri bile konusmalarinda ve yazilarinda kullanma basarisini gösteremiyorlar ki asil büyük sorun da budur bizce. Çünkü öncelikle etkin bir okuma ve dinleme zevkinden mahrum yetisiyorlar. Dilin musikisini alamadan… Konusurken de, okurken de halter kaldirir gibi seslendiriyorlar söylediklerini. Sesli okuma becerileri son derece zayif. Sadece kendileri için okuyorlar, nasil okursam baskalari da ilgi ve heyecan duyar davasinda degiller. Baskasinin okuma ve konusmasini takip edemiyorlar. Okuma ve seslendirme tarzlari kendilerini de heyecanlandirmiyor ve iste bu yüzden kitap okumuyorlar.
              Siralamaya dikkat ederek dinleme, konusma, okuma ve yazmada saglam bir dil egitimi diyoruz yani.
              Öncelikle ‘’dinleme’’ diyoruz çünkü insanin kendini bir dil faaliyeti olarak içinde buldugu ilk alan dinlemedir. Anne karninda bu dili dinlemeye baslayan çocuklarimizin dogacaklari dünyada kullanacaklari dili en güzel sekilde duyma ve dinleme imkani üzerinde düsünülmeli, okul çagina kadar bu noktada yapilacak uygulamalarin bize neler kazandiracagini hesaplayarak bu dilin musikisiyle yetismeleri saglanmalidir. Bu noktada masallarin, hikayelerin, sarki ve türkülerin sonsuz imkanlarindan yararlanilmalidir.
             ‘’Konusma’’ asamasina geçen çocuklarimizin kendilerini ifade edebilmeleri ve konusmayi bir dil ve ifade heyecani içinde sürdürebilmeleri için gerekli uygulamalar yapilmali, konusarak problem çözebilme yetenekleri gelistirilmelidir. Bu yolda çocuklarin konusmalari ciddiye alinmali, büyükler kadar bir ilgi ve dikkatle dinlenmeliler.
             ‘’Okuma’’ devresi sadece okuma becerisi ile kalmamali bu bir aliskanliga dönmelidir. Bu noktada onlarin kendi yas ve seviyelerine uygun olan eserleri tanima ve onlara ulasmalari konusunda gerekli uygulamalar dikkatle takip edilmelidir. Kendi tarih ve kültürlerini merkeze alarak dünya kültürünü karsilastirmali ve insancil bir yelpazede okuyabilmeleri saglanmalidir. Kitap basma ve dagitmanin tamamen bir ticari davaya döndügü bu ortamda onlarin yazari, çevirisi, yayinevi, baski ve kalitesiyle güzel eserlere ulasmalari önemlidir.
             Okuma ile belli bir seviyeye gelen her insanin kendini yazarak da bir ölçüde ifade edebilmesi gerekli ve zorunludur. Herkesin yazar olmasini bekleyemeyiz ama dil asamalarini etkili bir sekilde kullanan herkesin ‘’yazma’’ konusunda da belli bir yere gelmesi dogaldir ve yazinin kültürel degerleri kurmada ve tasimadaki rolü ortadir.
             Bu topraklarda öten horozun bile Türkçe öttügü duygusuyla yasamaktayiz biz. Bu duygu, ana dili bilinci ile halelenmis, topraga, millete ve tarihe o dilin penceresinden bakiyor olmanin biz diyelim gerçek, siz söyleyin romantik bir sonucudur. Fakat neticede ne olursa olsun, bu ve buraya kadar söyledigimiz her sözün, kendilerini en iyi sekilde ifade ettikleri dil baglaminda düsünen herkes ve her millet için geçerli oldugunu özellikle hatirlatiriz.
             Ne var ki böyle bir ortamda ‘’Türkçe’m’’ en basta aydinlarimizin agzinda zehir zemberek günler yasiyor. Bu zehirlenme nereye kadar sürecek bilinmez.
             Dünyamizi güzellestiren ve zenginlestiren bir dil bilincine ulasana kadar eyy vah sana Türkçe’m!….

Eseri Paşlayın
  • gplus
  • pinterest

Yazar / Şair Hakkında

güzelkalem / Sebahattin GÜNDAY

15.04.1975 Gümüshane dogumluyum.Ilk orta ve lise ögrenimimi Gümüshane'de tamamladim. Atatürk Üniversitesi Türkçe Ögretmenligi bölümünden 1998'de mezun olup ayni yil Sürmene Anadolu Lisesinde Edebiyat ögretmeni olarak göreve basladim. Askerligimi Kahramanmaras'ta yedek subay ögretmen olarak yaptim. 3 yil Kelkit Anadolu Lisesinde çalistim.G... » devamını okumak için tıklayın

Esere yazılmış yorumlar

  1. saiirim
    21 Mayıs 2008, Çarşamba

    Efendim yabanci kelimeleri kültür zanneden ve kendini (yabanci dil biliyorum edasiyla)bilgiç zanneden kesimin TÜRKÇE yi talan etmesiyle girisilen vaziyete kurban oldugu düsüncesindeyim.
    Öz dilimizi konusmak gericilik kabul edenlere ....H demek lazim degilmi?
    saygi ve SELAMLARIMLA...

Esere Yorum Ekleyin